"Gökyüzünden barış diliyorum"

‘Güneş Kokusu’ adında bir albüm çıkaran Yaşar Kurt, herkesin güneşin kokusunu ve ışığını kalbinde taşıdığını söylüyor
23 Ekim 2011 Pazar, 12:33:05

Hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inananlardanım. İz bırakacak her insanın bir başkasının hayatına en doğru zamanda adım attığına... Hakkâri’deki terör olayları kalbimin gökkuşağını siyaha boyadığından beri, Yaşar Kurt’un sözleri “Büyüdüm anne, evler büyüdü. Büyüdü pabuçlar, yollar büyüdü. Orduya istiyorlar, ‘Savaş çıkar’ diyorlar. Silah veriyorlar anne, bana ‘Öldür’ diyorlar. Korkuyorum anne, al beni içine” diye akıp giden şarkısı sürekli benimle! Sadece kulaklarımda, dilimde değil; beynimde, yüreğimde, gözlerimde... Şimdi gel de, Yaşar Kurt’la böyle bir dönemde tanışmamıza tesadüf de! Ya da onun etrafımızı kan kokusunun sardığı bir dönemde ‘Güneş Kokusu’ adlı bir albüm piyasaya sürmesine! Kurt, KALAN Müzik etiketini taşıyan albümdeki şarkılarıyla, inceden inceye dokunduruyor bu ülkenin etlisine, sütlüsüne. Derin mesajlar veriyor, bu ülkenin inancını yitirmeye yüz tutmuş dertlisine... Beyoğlu’ndaki Alt adlı mekânda buluştuk kendisiyle... En samimisinden içli içli konuştuk saatlerce...

Röportaj: ECE SARUHAN

İNSANLIKTAN TARAF OLMALIYIZ!

Kan kokusuyla içimizin bulandığı çok zor ve acı bir dönem de, ‘Güneş Kokusu’yla karşımızdasınız. Bu şarkının sözleri, “Dur gitme, bu acelen ne? Doyamadım daha güneş kokusuna ” diye akıyor. Doyamadan yitirdiğimiz şehitlerimize yazılmış gibi...

Hepimizin ciğeri yanıyor olup biten er karşısında. 1990’lı yıllarda da böyle korkunç bir terör vardı, şimdi yeniden hortladı. Bu konu inatlaşmayla ele alınacak bir konu değil! İki tarafıda samimi bulmuyorum ve bu öfkesürdükçe yeni sorunlarınçıkacağını düşünüyorum. Bu gün yaşananlar, 80 cuntasının yarattığı toplumsal ve sosyal travmanın bir sonucu bence. Hepimiz sorumluyuz Doğu’da yaşananlardan. Ayrıca çevresel sorunlardan, kadına yönelik şiddetten ve çocuk istismarından da! Geçtiğimiz günlerde Kültür Bakanı, “Bu yalnızca bize değil, insanlığa karşı işlenen bir suçtur” dedi. Çok doğru bir tanımlama. Bu suçu her birimiz kendi insanlığımıza karşı işliyoruz. İnsanlığı algılayışımız değişti. Çocukken “Minimini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Aldım onu içeriye, pırpır edip uçsun diye” şarkısını söylüyorduk. Pencerenin önündeki kuş bizim derdimiz olurdu. O uçunca bizimde duygularımız kanatlanırdı, ona bir şey vermiş olurduk çünkü. Artık ortada donacak kuş da kalmadı, çocukluğunu böyle yaşayanlarda!

Oysa yok olan insanlığımız, çocuklara bırakacağımız en değerli mirasımız...

Kesinlikle! En ciddi yarayı çocuklarımızda açıyoruz. Günlük telaş ve sorumluluklar altında boğularak yaşarken; kendi doğamıza da, doğaya da, çocuklarımıza da kötülük ediyoruz. İnsana ve doğaya dair şeyleri görmeyip, bencilleşiyoruz. Son yüzyıl insani değerlerimizi yok ederek, bizi yeniden barbarlığa doğru sürüklüyor. Üstelikde barbarlıkların en merhametsizine doğru! Şarkılarımla insanlara bunları anlatıyorum. Onlara “İnsanlıktan taraf olmalıyız” diyorum. Notalarla, şarkılarla güneşe değip güneş ışığını, kokusunu insanlarla paylaşıyorum.

ERMENİ’YİM AMA HÂLÂ AYNI BENİM!

İnancınızı paylaşıyorsunuz yani. Bu dönemde inanmak büyük lüks! Nasıl koruyorsunuz güzel yarınlara olan inancınızı?

Çok güzel soru! Çevremde ki güzel insanlar sayesinde! Duygularımı paylaşanların olduğunu gördükçe, ben de çocuksu bir hevesle paylaşmak istiyorum inancımı. Sanat öyle güzel bir heyecan ki; insan onu çocukluğuyla özdeşleştirebilir. Çocukluğumuzda oynadığımız oyunlar gibi sanat; onlar kadar heyecan verici, yaratıcı ve eğitici. Bu heyecanı paylaşmak dünyanın en zor ama en önemli şeyi! Ben doğan her çocuğun dünya için yeni bir şans olduğunu düşünüyorum. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” sözüne inanıyorum. Ayrım ları bir kenara bırakıp, birlikte hareket edebilmeliyiz. Ayrım yapmanın sonu yok! İnsana sadece insan olduğu için saygı duyan bir ülke yaratmak zorundayız!

Siz ayrımların ne kadar gereksiz olduğuna dair iyi bir örneksiniz. Çünkü 40 yaşında Ermeni olduğunuzu öğrediniz...

Evet ve ben hâlâ aynı benim! Sadece olaylara bakışım değişti, bu ülkenin travmalarını daha iyi gördüm. Bu ülkedeki toplumsal ve sosyal travmaların bedelini; 20 yaşındaki, hiç birşeyi değiştirmeye gücü olmayan masum çocuklar ödüyor. Değiştirme gücü olanlar buyursunlar parlamentoda tartışsınlar ama bedeli masumlara ödetmesinler! Gençlerde, güneş kokusunun kendileri olduğunu bilsinler. Kendilerini gerçekleştirmekten çekinmesinler! Hepimiz için barış diliyorum gökyüzünden! Kendimizle, doğayla, öfkelerimizle, zaaflarımızla, insanlığımızla ve başkalarıya barışalım hepimiz!

Share this

design civadra